Nihat Genç: TEK TABANCA APRİL YAYINLARI

Sevgili Okuyucu, dürüstlüğünden şüphe edilmeyen hikayeler makaleler yazarak ilk gençlik yıllarında kendime sözünü verdiğim gözümü diktiğim bir yaş dönümüne girdim.

Ülkemiz edebiyatında kimseye muhtaç olmadan sadece yazdıklarıyla karnını doyuran bir gerçek yazar olsun, istedim, holdinglerden ve reklamlardan ve patronlardan ulufe yardım almadan içinizde yaşayan nefes alan eyvallahsız ve mutlak bir bağımsız yazar olsun istedim, bu  yoksul bir genç yazarın ülkesine çağına bir meydan okumasıydı.

Henüz otuzlu yaşlarda ülkemin bağımsız akademik ve entelektüel zekasını test için Bu Çağın Soylusu romanını yazıp size yirmibeş yıl müsaade diyerek meydan okudum ve yirmibeş yıl sustum. Bir kurumda (hastanede) çalışan okumuş üç ayrı insanın duydukları ve şahit oldukları vahşi acımasız gerçeklik karşısında ‘delirmesini’ konu edindim, ayakta kalıp sağlığını koruyanlar, yağma talan ve pisliği kendilerine oyun edinmiş dünya dıngılında olmayan kapıcılar odacılar hastabakıcılar ile işbirliği içindeki bürokratik kadro.

Yaşadığımız dünyanın her normal insanı delirteceği tezini bambaşka o güne kadar hiç denenmemiş sihirbazca parçalı kolaj hezeyan dolu bir kurguyla kaleme aldım. Bu muhteşem kitabımı da diğerleri gibi kana şiddete bulaşmaktan hiç farkı olmayan ‘kayırmacılık’tan aşırı ahlakçı bir zırhla yirmibeş yıl uzak tuttum. Hem uysallığı hem düşkırıklığını red edip ‘ne olur inanın bana’ ‘ yalvarırım görün beni’ asla tek satır dilenmeden harika hikayeler yazarak çok uzun ve dibi uçurum kör düğüm ama tek solukta okunan varoluşsal bir maceranın peşine düştüm.

ACI VERMEYİ DEĞİL ACIYI ÖĞRENMEYE ADANMIŞ...

Devamını oku: Nihat Genç: TEK TABANCA APRİL YAYINLARI

Genleşme ve patlama teorisi

Günün en güzel başlığını Necati Doğru attı: Vur Mehmetçik Vur, Kürdistan’ı kur.

Kılıçdaroğlu ‘tezkereyi sadece Kobani için kullanalım’ teklifinde bulunurken Mehmetçiğe işte bu yeni görevi veriyor.

Kobani nedir? Suriye, ben Şam’ı Halep’i zor savunuyorum, oraları kontrol edemem deyip Rojava denilen bölgeyi savaş sonuna kadar ‘sakinleri’ne terk etti. ‘Sakinler’ bu kelepir toprakları PKK’nın gölgesi güçlerle bir güzel temizleyip ayıklayıp ve sonra sosyalist ütopyalarla ‘kantonlaştırdı’.

Bu tadından yenmez ‘ganimet’ ‘güzel’ gelişmelerle içiçe İslamcı teröristlerin savaşı Suriye sınırında hız ve dehşet kazanırken Selahattin Demirtaş: ‘Lazkiye’yi bize verin’ demecini patlattı.

Yani meşhur Kürt Koridoru, Akdeniz’le buluşuyor. Bugün olup biten manzaranın özeti de bu. IŞİD bu koridoru İsrail işbirlikçisi fırsatçılara meydan vermemek için kudurmuşça vahşice saldırıyor.

Ve iktidarda bir İslamcı parti, yani İsrail’den ideolojik olarak kıllanan ve Sünni ve Osmanlı hayalleri olan bir İslamcı parti olunca, kızıl kıyamet kopuyor.

Yani işler sarpa sarıyor, Türkiye silahlarıyla Kobani’ye ‘insanlık gerekçeleriyle’ yardım etmeye kalksa, bu sefer İslamcı iktidarımız ister istemez İsrail’in oyununa gelmiş olacak.

‘Kördüğüm’ burası, bu çıkmaz sokak’tan artık kimse çıkamaz. Mağazayı soyan yağmacılarla sonradan kokuya gelen yağmacılar arasında silahlar konuşmaya başlar.

Hadi İsrail koridoru endişelerini bir yana bırakın, henüz Orta-Doğu cehenneminde test edilmemiş askerini savaşa sokmaya kalksan bin bilinmeyen bir bataklık içinde kendini rezil edecek hatta iktidarını hatta ülke varlığını riske edeceksin.

Devamını oku: Genleşme ve patlama teorisi

Sezgin Tanrıkulu tanka niye çıkmadın

CHP’nin malum milletvekili Sezgin Tanrıkulu HDP’nin sokakları yakın yıkın (sehrildan) çağrısına katılarak CHP’lilere sokağa çıkın talimatı verdi..

Sanırım Sezgin Tanrıkulu CHP’li seçmeni Kılıçdaroğlu gibi akılsız sanıyor..

Üstelik çağrısına kulak veren de katılan da inanan da olmadı..

Ünlü bir mimarın lafıdır, bir dahinin eserleri çağdaşları üzerinde güzellik değil, dehşet uyandırır, doğru söylemiş, Kılıçdaroğlu’nun dehasını CHP’liler anlayamıyor çünkü ‘dehşet yaratıyor’, işte dehşet Sezgin Tanrıkulu’nun çağrısı..

Sezgin Tanrıkulu CHP’lileri etnik mezhep iç savaşına çağırıyor, demek ki bugünler için CHP’de istihdam edilmiş..

IŞİD’i boşuna kınamayın bu topraklarda ‘dehşet’ modasını başlatan bu ucube etnik mezhep siyasetçileridir..

Kör ve bulanık etnik mezhep iç savaşına bu kafayı peynir ekmekle yemiş siyasetçilerle girdik..

Diyarbakır’ın çok sevdiği türküdür, saza niye gelmedin, söze niye gelmedin, gündüz belli işin var, GECE NİYE GELMEDİN, bu türküyü Diyarbakır’da şimdi ‘tanklar’ söylüyor, gelen yok giden yok..

Sezgin Tanrıkulu İzmirli laikçi teyzesini yakın yıkın etnik mezhep iç savaşına çağırıyor, ancak, elinde keleşi olmayan laikçi teyze nereye gelsin.

Sezgin Bey, çağrınızı duyduk, keleşleri bekliyoruz, ben Anıtkabir önünde laikçi teyzeleri topladım, keleşleri hangi kamyonla göndereceksiniz, talimatlarınızı bekliyoruz..

Devamını oku: Sezgin Tanrıkulu tanka niye çıkmadın