Maçkalıyım Maçkalı

1 Kullanıcı Oyu:  / 2
En KötüEn İyi 
Facebook'ta Paylas!

MAÇKALIYIM MAÇKALI ...

 

Trabzon havalimanına indiğinizde içeri ve yukarı doğru yirmi otuz kilometre arabayla 20 dakikada Maçka"dasınız. Her sene görmeye gezmeye hasret gidermeye gelseniz de yine Çağlayan Esiroğlu Mataracı tabelalarını ve Maçka deresini izleyerek ağlaya ağlaya girersiniz tünelden. Tüneli çıktığınız yer Maçka"dır, sağınızda yükselen ormanlık dik tepe benim köyüm Hacevera"dır, karşısındaki dik heyelanlı yamaçta kurulan Kapıköy de benim köyümdür.. Halalarımın çocukları amcalarımın çocukları onlarca köye dağılmış ancak beş-on tanesini görebiliyor sarılıyor kucaklaşıyorsun, ki, bu gazeteyi çıkartan Cabbar ağbi çocukluğum boyunca kucağında uyuduğum Güller halamın oğludur ve aileden kim nerede ne yapıyor merak ediyorsan amcamın oğlu Efe Kenan"ı ziyaret edeceksin, ansiklopedi gibi kimin uşağı nerde hangi işi tutmuş hangi köydedir şimdi ne yapıyorlar bir bir sana anlatsın..

 

Ama hepsinde bir sitem, köyünüzü yurdunuzu niye terkettiniz, burası baba toprağıdır, terkedilmez. Maçka"yı terkeden yok, Maçka"yı terketmeye hangi insan evladının gücü yeter, ne yapacaksın, iş güç ekmek parası, yoksullukla geçen uzun yıllar.. Amcalarımın çocukları büyümüş ev bark sahibi olmuş büyük işler yapmışlar ve sen hiç görmemişsin, insan utanıyor kendinden, hasretin böylesi..

 

 

 

Maçka Trabzon Limanı"ndan İran"a Erivan"a orta Asya içlerine uzanan o ünlü İpek Yolu"nun ilk durağıdır.Yorgancılığıyla meşhur olması gelip geçmekte olan kervanlara ticaret yapıyor oluşu mu? Eski yolu takip ederek Zigana"dan Gümüşhane"ye doğru nostaljik bir yolculuk bugünlerde pek moda ve bu yolu takip ettiğinizde sağınızda kilometrelerce uzanan yolun hemen başına dizili meyve ağaçlarını göreceksiniz, binlerce yıldır kervanların durup durup dalından kopartıp yediği, hayvanlarını doğurduğu ve heybelerine bin bereketiyle doldurdu bin çeşit kızılcıklar, ayvalar, elmalar, erikler..

 

Ve Zigana"nın tam tepesinde kartallaşmış kargaların koloniler halinde yaşadığını ve köstebekler gibi yayla çimenlerinde tüneller kazıp yaşayan dağ farelerini sortilelerle inip inip avladaklarını göreceksiniz. Ve Zigana yaylasının çiçekleri, eğilip baktığınızda bu kadar çeşit bu kadar renkli ve bu kadar küçük güzellikleri rabbim nasıl buraya halı gibi döşemiş, Allahım, tüm yarattıklarını güzellik sırasına koysak, bu küçücük bin renkli çiçeklerden daha güzeli var mıdır? O meşhur Hamsiköy"ün tereyağı işte ineklerin yayla zamanı bu bin çeşit çiçeği hatur hutur yemesiyle olur, ne güzel olur, insanoğlu güzelleşmek için yüzüne bin çeşit krem sürer, peki mide bağırsak yani iç organlarımıza sürebileceğimiz bir krem yok mu, işte vücudumuzu derimizi içerden tatlılaştıran güzelleştiren tereyağ bu toprağın eşsiz hazinesidir. İpek Yolu ikiyüzyıla varan bir süredir kıymetini kaybedince Maçka küçülmüş de küçülmüş, bugün tabelasında onbin yazıyor. Heyelanlı dik yamaçlardaki tarlalarında bel vurup patates ekersin, ki, köyler boşaldı, artık tarlalar çayıra ormana döndü. Köylerin çoğunu üç-beş ihtiyar tarihin bekçisi gibi bekliyor. Sonra tütün geldi ama az.. Sonra fındık ki Maçka"da çok az fındık oldu.. Başka nerden para kazanacaksın, tereyağ..

 

Evet, Trabzon sahilini içerden yirmi otuz km derinden takip edin Vakfıkebir Tonya Maçka Çaykara aynı paralel üzerinden gidin, işte buralara kurulmuş yüzlerce yayla dünya coğrafyalarının gelmiş geçmiş en leziz eşi benzeri olmayan tereyağ üretir. Gelin görün ki bu "tereyağ" markalaşmamış ve beşbine onbine gidiyor, büyük şehirlere geldiğinde onbeşbine yirmi bine. Yani bir şişe suyu beşyüz liraya satılır aynı şişeye tereyağını doldurun daha ucuza gelir, böyle bir haksız ticaret nasıl olur? Bu tereyağ elli milyona yüz milyona yükselmeden bu dağlar ve yaylalarının şenlenmesi imkansız. Bu ormanların üstündeki yüzlerce yaylanın çimenlerine iyi bakın, İngiliz çimeni değildir, avuç içi kadar yerde yüz çeşit çiçeği vardır ve bu eşsiz dağ ve ormanların büyüsü bu bir avuç yerdeki bin çeşit çiçeğin güzelliği çeşitliliği ve zenginliğindedir. İşte bu yayla yerini ipek halı gibi sarmış binbir çiçekle süslü bu yaylaları dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun yüzbinlerce hemşehri kalkıp her sene görmeye gelir. Nereye gelirsin? Bu çimenleri bu dağları bu ormanları bu sisi bu yağmuru bu serinliği bu manzarayı bu inekleri ve onları bekleyen yaşlı halalarımızı ve uzak akrabalarını görmeye gelir! Dünyanın hiçbir coğrafyasında toprağına bu kadar aşık bir millet bulamazsınız. Mezarını ormanını yaylasını mutlaka dönüp dönüp görecek gelecek gidecek, bir "hac" bir tavaf.

 

Maçka"nın en güzel yanı da budur, toprağına aşık yüzbinlerce insan, kuşaktan kuşağı kesintisiz bir kemence sesine bir horon halakasına girebilmek için eli darda olsa da çıkıp gelir. Ne güzel insanlardır bunlar, kimdir bunlar, toprağını tavaf eden yüz kemikleri ve elleri çelikten insanlar. O insanları iyi takip edin, ormanların içine girdiğinde ve karanlık ve yağmurlu ormanların zeminini bütünüyle örten Orman Gülleri"ni gördüklerinde hemen gözleri yaşarır ve Orman Gülleriyle ilgili mutlaka bir hatıra anlatırlar ve babadan nineden adını duyup asla unutmadıkları bir çiçeğin Rumca adını Ermenice adını ve Türkçe türkülerini hasretle mırıldanmaya başlarlar. Dağlar dağlar dağlar gittikçe yaylalara doğru yükselen dik sıradağların hepsi bir damla güneş sızmaz sık ormanlıklarla örtülüdür.

 

Babam şöfördü ve çok kez külüstür arabamızla ve toprak kayalıklı yollardan yaylaya giderdik, dört yaşındaydım, on yaşındaydım, şimdi o orman güllerini nasıl anlatsam.. Orman Gülleri neler söyler neler, boyu yirmi elli metreye ulaşmış süs ladinleriyle tıka basa dolu ormana bir hal olur, gülleri açılır başka bir hal olur, yağmuru sisi durmaksızın manzarayı değiştirir tepelere bir hal olur, karşı tepelerden ineklerin çıngırakları rüzgarla dağları sallar bir hal olur.. Tarihin ilk gününden beri bu ormanların tepelerinde hergün şimşekler ama hergün şimşekler toplanır ama hiçbirinin gücü bu nemli ormanlarda ateş yakamadı, çaktı çaktı gittiler. Tüm Anadolu coğrafyasında başı en dik ve boyu en uzun ve en düzgün süs ladinleri bu tepelerdedir ve her biri granit kayaların içinden büyümüştür. Artık eskisinden daha biçimli estetik yapılan köy evleri ve artık küçülmeye yüz tutmuş mısır tarlaları ve mutlaka onarılmış bir camii ve yanıbaşında birkaç mezar taşı, durup mezar taşlarını okuyorsun, mutlaka biri bir yerden akraba.. Buranın insanları girip çıkanları gelip gidenleri merak eder, kimdir nerden gelir kimlerdedir diye sorar, ve sormaz öğrenmezse rahat etmez. Ey yolcu, bir gün yolun düşerse, sana da yaşlı bir teyze, bu üç soruyu soracak şaşırma, kimsin, neredensun, kimlerdensun.. Orman kadar tabiat kadar güzeldir soru soran bu nineler, çekinme birşeyler söyle, yakınlık kur, akrabalık ver, ver ki, bu toprağın hafızasına kazılsın ismin. Sen çekip gittikten birkaç sene sonra başka bir yolcuya o nine, ha o mu geçenlerde uğramıştı falancanın kızıydı diyecektir, yani, adın unutulmayacaktır, yani, boşuna sormamıştır kimsin kimlerdensun, seni de bu toprağa kaydetmek için sorar.. Yoldan geçeniyle bir uğramış olanla da akrabalık kurarak rahat eder. Bu toprağa gelmişsen mutlaka akrabasın, Değilsen, işte geldin bir iki hoşbeş ettin ve artık sen de bizden bir yakın, hısımsın..

 

 

 

Maçka, ormanlar dik tepeler ve yaylalar ülkesidir, vadisi ve bir karış ovası yoktur, bir çay bardağını koyacak kadar düz yeri hiç yoktur ve Maçka şehrine bakan tepelerin hepsi yüzlerce yıldır ve halen "heyelan" halindedir ve birkaç yılda bir tepenin yine toprağını artık tutamayarak dereye bıraktığına şahit oluruz. Maçka"nın en meşhuru halaları ve nineleridir, mutlaka herkesin bir köyde bir halası ve ninesi mutlaka vardır ve Maçka"da kiminle oturup birkaç dakika laflasan bu halaların müstehceni de aşan rahat konuşuklarını saatlerce anlatıp anlatıp yadederiz..

 

Trabzon"a maskot simge olarak kemence hamsi horon futbol gibi yakıştırmalar yapılır, oysa tam tersi, tüm Trabzon"u en güzel anlatan yaşlı halalar ya da ninelerdir.. Donup kalmış tarihin ta kendisidirler, dokunulmaz ve kutsaldırlar, bu muhteşem büyüklükteki ladin ağaçlarından daha çok daha köklü bu toprağın öz malıdırlar, küfürleri hızlı konuşukları bilge bir öğretmenliğin üstündedir, saygı abidesidirler ve toprağınıza mezarınıza sarılır gibi ağlamaklı bir coşkuyla sarılırsınız onlara.. O nineler o halalar, öyle karşınızda elini terek gibi alnına koyup iyi seçmeyen gözlerle sizi bir bakışla süzdüğünüzde, işte o zaman kutsanmış ve kabul edilmiş takdir edilmiş olursunuz. Bir kahraman değil bir Tanrı hiç değil, ama, sanki o topraklarla didişmenin bellemenin uğraşmanın kutsal acısını çekmiş ve asla yorulmamış, elde ayakta yok ama yine de toprağı terketmemiş ve kendilerini soylarını sülalalerini geleneklerini misafirperverliklerini asla kaybetmemiş ilahi insanlar, içimizde göklere ve toprağa en yakın insanlar..

 

İşte bunlardan birini gördüm ormandan inerken, tarlada uğraşıyor, otları topluyor, neşeli bir telaş var üzerinde. Arkadaşım arabayı durdurup sordu, nine niye acele ediysin ne var, başını kaldırıp arabaya doğru bağırdı: "Maçka"ya konuşmaya Nihat oğlum gelmiş, onu dinlemeye yetişeceğum".. İşte bu cümleleri duyunca bana olanlar oldu, Maçka dağlarında hiç tanımadığım bu ihtiyar kadının tarladan konferans salonuna heyecanı mahvetti beni.. Bir yazar olarak, bu toprağın bir çocuğu olarak hiçbir ödül beni bu kadar mutlu etmedi. İşte dedim kendime, bir insan evladı olarak gidebileceğin en uzak yere gittin alabileceğin en kutsal ödülü aldın, bu ödül, bu ninenin ağzında heyecanında koşuşturmasında ve seni kucaklamasındaydı.. Şükrolsun Allahım, daha ne olsun, Maçka Belediye Başkanı"nın verdiği plaketler ve saygıdeğer ağırlamalarından çok, işte bu nine, asıl bu nine beni Maçka"ya kabul etti ve bana toprağımı yeniden hatırlattı.. Ey Allahım bu kadar güzel insan olur mu, seni karşılarında gördüğünde birden telaşla ya bir bardak süt verecekler ya erik elma kızılcık karayemiş kopartıp verecekler ya da sağa sola koşuşturup ceviz ağaçlarına uzanıp ceviz ya da mısır kopartıp hemen oracıkta bağlayıp hediye verecekler. Hediye sensin be ninem,dünyada senden daha güzel bir Allah"ın armağanı olabilir mi, bırak elindeki cevizleri, bırak şimdi sütünü ayranını, gel çök şu yolun ağzına, söyle nine, hadi ben söyleyeyim, ben Haceveralıyım, Hacıoğlu sülalesindeyim, Konaklar Eyüpoğulları Gazioğulları hepsiyle kız alıp verdik akrabalıklarımız var, babam buralardan çıkalı çok oluyor, ama amcalarımın halalarımın çocukları hala burdadır ve gelip görüşürüz.Haa... Arif senin neyin olur.. Amcam olur.. Arif"in ikinci karısının ablası benim halamın uşaklarıyla evlendi... Der ve oracıkta hemen akraba oluruz, hısımlığım tescillenir ve zaten hısım çıkmazsak ne o ne ben rahat edemeyiz..

 

Bilmeyenlere de bir kaç şey anlatayım, bu eşsiz güzellikteki ormanlar Anadolu coğrafyasının en büyük hazinesidir, eşi benzeri yoktur, ancak köylü için vatandaş için bu topraklar "bolluk" değildir, "para" hiç değildir, satılmaz, maddi değerleri yoktur, peki bu topraklar gelir getirmediği bir maddi faydası olmadığı halde neden anlatıla anlatıla bitirilmez. Çünkü bu toprakları Maçkalılar "varlık" bilir, "kök" bilir, baba toprağı bilir, yani, para pul bolluk için değil, "varlığına hatırasına" sahip çıkar. İyice anlaşılsın diye daha da açayım, dünyanın tüm siyasi sistemlerini tarih boyu yönetenler "mülk" diyerek yola çıkar.. Bugünkü dünya ekonomi sistemi kapitalizm de "mülk"ü baştacı eder, mülkün kullanımı satılması ipotekleşmesi vs. ekonomik bir değer olarak kişiyi zenginleştirir. İşte bu Maçka toprağı çok zengindir güzeldir harikadır ve tapuya kayıtlı "mülk"dür de.. Ama bu "mülk" ekonomik değerde bir mülk değil, sadece ata dede toprağı olarak sadece güzelliği olarak sahip olunmasından onur duyulan bir "varlık" olarak mülktür. Hani saksıdaki çiçek çok güzeldir ama maddi değeri hiç yoktur, işte bu varlık değeri yüzünden toprağını kimse satmaz istemez.. Diyeceksin ki, madem değeri yok, bırak gitsin sat gitsin, çok çok zorlanılmaz ailevi felaketler yaşanmadan satılmaz.

 

Trabzon içlerindeki bu ormanlık dağları iyice takip edin, Tonya"dan Rize"ye doğru gittikçe dağların eğimleri dikleşir ve Rize"ye geldiğinizde artık çıkılamayacak dik ormanlık tepelerle karşılaşırsınız, işte bu meyilleri eğimleri Kafkasya"ya doğru gittikçe dikleşen tepelerin manzara olarak en güzeli Maçka"dadır, yağmuru sisi bulutu bin çiçeği ve rengi muazzamdır, ne fotoğraf makinesi ne de kamera açısı perspektifi bu güzelliği kaydetme gücüne sahip değildir, bu yüzden bu muhteşem güzellikler ancak çıplak gözle görülür ve hangi tepeyi dönüp hangi tarafa baksanız artık çığlık üstüne çığlık atarsanız. Orman yollarında kaybolmak ve ormanların içinden tepeleri, tepelerden ormanları seyretmek sizi heyecandan heyecana sürükler, estetik bir seyir sarhoşluğu, işte dönüşte evinize götürdüğünüz bu ölesiye heyecanlarla rahatlamış ve serinlemiş ve sizi canlandırmış bu manzaradır. Hangi dert hangi iş hangi meşguliyet hangi acılarla sıkılmış bunalmış darlanmış olursanız olun, bu eşsiz ormanların manzarası ve çisi ve sis ve ormanların hışırtısı ve ormanların sessizliği gümbür gümbür berrak sular gibi içinize boşalır. Güzelliğin heyecanından çatlayacak hale gelir, işte memleket burası, dersiniz. Ey şehrin sabırsızlık hastalığına tutulmuş zavallı insanları, ey şehrin öfkelenme hastalığına tutulmuş aciz insanları, ey şehrin paslı testereleriyle ruhu parçalanmış insanları, gidin ve memleketinizi şöyle bir karşıdan görün. Ormanlarınız kucaklayacaktır sizi, bir anda, en ağrılı en yaralı en karanlık yerlerinizi merhem gibi manzarasıyla sarıp iyileştirecektir. Yaylalar ve ormanlar insana adam gibi bir özgürlük ve güven duygusu verir. Rüzgarı sisi yağmuru yaprağı dokunur size, yumuşacık serinliği dinç tutar sizi dik tutar. İçinizdeki korku ve dehşet tozlarını süpüren bir mucizedir bu. Artık içinizdeki coşmuş insana hiçbir şey engel koyup set koyamaz, artık kemencenin dilini horonun seriliği ve temposunu biraz olsun anlamış olursun, coştukça ayakların ellerin yaylalar coşar ormanlar coşar ve içinizde beyninizde o yaylaları süsleyen incecik çiçekler gibi olursunuz. Bu minicik çiçekler neler mi yapar içinizde, o yaylalar gibi dümdüz olursunuz o yaylalar gibi genişler, geniş insanlardan olursunuz. Bu yoksul halk bunca savaşı bunca açlığı bunca derdi nasıl yendi neyle yendi sanıyorsunuz? Tabiatın bu aşırı eşsiz gücünü her yıl her mevsim yurdum yudum içerek adım adım gezerek her bir yaprağına dalına türküler yakarak ve nefes nefes horonlar teperek..

 

Ve mutlaka Maçka şehrine modern sanatımızın en abide isimlerinden Bedri Rahmi Eyüpoğlu"nun kaidesi şiirleriyle bezenmiş bir heykeli dikilmeli. Ve Karadeniz folklorünün eşsiz ismi Hasan Tunç"un (kör Hasan"ın) mutlaka bir heykeli Maçka"nın en güzel yerine dikilmeli. "Kız seni sevdüğümü" gibi en meşhur Karadeniz türkülerinin kökeni olan ve 1970"lerde ölen Hasan Tunç", bu toprağın sisini yağmurunu ormanlarını ve hüzünlerini kemencesi ve ihtiyar sesiyle melek gibi temiz destanlaştıran soylu büyük sanatçıdır. "Ey Zigana dağları, gördü mü sizi yarim" mısrasında Sarıkamış"a gidip ölen ve dönmeyen askerlerimize sevgilisinin ağıtını dile getirir. Ve yine "Ey Erzurum Dağları Yedin Maçkalıları" türküsünde ağır bir hüzünle Sarıkamış faciasında ölen Maçkalı gençlerin trajedisini gözyaşlarıyla dillendirir. Ve Maçka"da söylenmiş en güzel türküler onundur, şu türkünün güzelliğine bakın: "Dertliyim kederliyim ne söylersen kanarım", "Ey Zigana dağları gördü mü seni yarim". Bugün tüm Karadenizliler gittikçe artan bir mutluluk ve coşkuyla Hasan Tunç"un türkülerini söylemekte ve biz Maçkalılar bundan çok gurur duymaktayız. Sanatta, edebiyatta, siyasette, toplum hayatında bu kadar ölümsüz ismi yetiştiren bir memleketin taşına toprağına atasına ninesine saygıdan öte başka bir gözle bakmaktayız. Bu denli yüksek sanatçıları bu denli dik başlı yazarları bu denli ölümcül sevdalı türküleri bu kasaba neyle beslemiş neyle büyütmüş, sırrı nedir? Yazarlarına sanatçılarına bir bakın, kimseye eyvallahı olmayan ve hepsi dünyaya meydan okuyan sert karakterli isyancı insanlar. Ormanından çiçeğinden yaylasından yağmurundan süzülmüş bir sanat perisi bir sanat ilhamı değil, başka bir şey, dik granit tepelerinde saklı daha parlak daha eşsiz bir karakter.. Yani tabiatın coşkusuyla coşan şairler yazarlar sürüsü değil, başı göklere değen başı bulutların içinde bir filozof aydınlığı.. Hayal gücü özgürce zengin sert kemikli yüzlerce siyaset adamı toplum adamı.. Ben bu toprağın yetiştirdiği bu yaman kişilikleri şöyle çözmeye çalıştım, bu toprak bu granit kayalara oturmuş ve başı bulutların içinde ormanlık tepeler insana aşırı bir güven veriyor. Bu ormanlar içimizde başka bir alev yakıyor, başka bir sevgili arıyor bu insanlar, kızgınlar, çok cesurlar, ama kimsenin kedisi köpeği saray uşağı olmadılar, hiçbiri mevkiye makama sığınmadı, nedir bu toprağın sanatçısını yoğuran hamurun terkibi? Nedir? Horon futbol fındık yayla çiçek orman kemence karayemniş değil, başka bir şey, nedir o şey: taşkınlığından korkmayan deliliğinden sakınmayan, saksıya girmek istemeyen, yaralanmış korkmamış, paramparça olmuş geri adım atmamış başka bir terkip.. Ve hayatın bize en acılı şarkılarını neşeyle söyleyen kahraman sanatçılar! Benzeri olmayan coşkular öğrettiniz bize.. Sizlerin aziz ruhları önünde sesleniyorum, bu Maçka toprağı, insanlığın en güzel rüyalarını görmeye devam edecek.. En güzel aşk türküleri yine burda yazılacak, en güzel resimler yine burda çizilecek ve en isyankar ruhlar yine bu topraklarda büyüyecek.. İşte bu türküleri dinledikçe içimde sonsuz bir sarhoşluk.. Bu kadar yağdı bu yağmur hergün yağdı bu yağmur, bu türküleri bin defa dinledik işte yine dinmedi,.Dinmiyor. İçimde ninelerimin ormanlarımın tutuşturduğu kor.. Kor.. Beni yakan, yazarlığımı yakan, türkülerimi yakan içime yerleşmiş kor! Kor, içimizde sönmeyen insanlık ateşinin közü, alevi, meşalesi,.

 

Ey kor, bu insanları bu yazarları bu kadar sıcacık yapan sen misin, dokunduğunu yakan bu yazarların kelimelerini alevleyen sen misin? Düşüncemi ısıtan uykumu yumuşatan bana memleket vatan güvenini yerleştiren sen misin?

 

Ey Maçka bir zamanlar geçit ülkesiydin İpek Yolu"na gidip gelen kervanların ülkesi, şimdi bir kor ülkesi, kabına sığmayan coşkuyla alev alev yanan insanların ülkesi. Senden geldim sonunda yine sana döneceğim. Sen bir gezinti yeri değil toprağım köküm vatanımsın.. Kutsallığı bin yazarın övgüleri bin şairin aşkıyla onay görmüş kalbimizin hazinesisin.


Facebook'ta Paylaş! Daha Fazla Kişi Görsün!

Facebook'ta Paylas!
Nihat GENÇ'i Twitter'da Takip Edin
Nihat GENÇ'i Facebook'ta Takip Edin