Nuray Mert'e Saygı Ve Katkı

1 Kullanıcı Oyu:  / 4
En KötüEn İyi 
Facebook'ta Paylas!

 

 

Bugünlerde Milliyet Gazetesi’nde yazan siyaset bilimci Nuray Mert iki gün önceki yazısında İslamcı çevrelerdeki arkadaşlarıyla dostluk ilişkilerini nihayetlendiren sert bir yazı yazdı.. Şahsına yapılan saldırılar had safhaya varmıştı ve Nuray Mert bağımsız entelektüel duruşuna yakıştıramadığı ve anlayamadığı bu yıpratma kampanyası karşısında son noktayı koydu..

 

Ben siyaset bilimci değil, edebiyatçıyım, kelime ve kavramları daha gelişigüzel ve daha rahat kullanırım, Nuray Mert’in yine de ölçülü kullandığı ipleri koparma yazısındaki dilinden daha sert ifadeleri yıllar yıllar önce kaleme almıştım.. Sonunda aynı kapıya çıktık.

 

( Nuray Mert beni bağışlasın yazımda ‘Nuray’ diye bahsedeceğim, ki en yakın arkadaşlarıma karşı ‘yazı dili’nde bu tür şeylere dikkatliyimdir..) Nuray benim çok çok eski arkadaşım, üstelik Trabzon’da aynı ilkokulda okuduk, ben daha önce tabii.. Trabzon’un merkezi mahallesi Çarşı Mahallesi çocukluğumuzun geçtiği yerler.. Vefat eden kardeşim Davut’la da iyi arkadaştılar.. Yirmi yılı aşkın süre ‘aynı çevreler’de fazlasıyla yoğun arkadaşlığımız oldu.. Nuray’ın bu dünyada bir şahidi varsa o da benim, Nuray, dediğim dedik inadım inat bir insan hiç olmadı. Nuray’ın durdurulamaz özelliği, sözünü inandığı hiçbir yerde hiçbir şekilde ‘sakınmaz’.. Ben Nuray’ın ağzında laf sakladığını, duruma ortama göre konuştuğunu, idare ettiğini hiç görmedim, Nuray’ın olduğu bir toplantıda herkes dikkatli olmak zorunda, çünkü Nuray argo tabiriyle lafını sonucu nereye varırsa varsın çekinmez yapıştırır.. Yaka paça ya da gırtlak gırtlağa tabir edilen durumlara Nuray’la çok geldik, bir çok değil epey mevzularda hala kavgalıyız.. Ama şu hakkını teslim etmek lazım denilen şey, Nuray, hayranlık verici bir ‘kişilik’ sergiliyor..

 

Şimdi okuyucu aradan çekilsin, Nuray’la konuşmak istiyorum.. ‘Şu hayatta kaç arkadaş lazım’ Nuray’..

Elimde NTV yayınlarından Robin Dunbar’ın kitabı, başlığı aynen böyle: Şu Hayatta Kaç Arkadaş Lazım..( Bu arada NTV yayınlarından alıp pişman olduğum tek kitap çıkmadı, yayıncılığı televizyonculuğundan çok çok iyi…) Kitabın yazarı modern işletmeler organizasyonlar gruplardan ilkel toplumlara Kızılderililere köylerin yapısına kadar bir inceleme yapıyor ve ‘topluluk’ sayılarının en fazla 150 olduğunu yazıyor..

 

Ve bugünkü modern insanın ilişki içinde olduğu aile arkadaş çevre okul kurum ilişkilerinde de en fazla 150’ye varan bir rakamdan söz ediyor.. Mesela Kızılderili kabilelerinde topluluk sayısı 150’yi aşınca ‘köy’ bölünüyor ve yeni bir ‘kabile’ kuruluyor..

 

Kitabın yazarı Dunbar, bunu şöyle izah ediyor: grup üzerindeki akraba hısım baskısı sayı 150’yi geçince kontrolden çıkıyor.. Çünkü grubu yönlendiren baskı kültürünü aile ve yakın akrabalar oluşturuyor..

 

Yazar çalışmasında bu ‘akrabalık-hısımlık’ ilişkilerini deşerek ilerliyor ve büyük travma anlarında yani ‘ölüm-kalım’ felaketlerinde bu tür ‘topluluklarda’ ayakta kimler kalıyor sorusunu soruyor..

 

Şöyle örnekler veriyor, Batı’ya Altına Hücum yıllarında yüz-yüzelli kişilik gruplar batıya doğru yola çıkar filmlerden dahi izlemişsinizdir, bu gruplardan iki ayrı ‘topluluk’ karlı buzlu dağların eteklerinde ‘kışa’ yakalanır ve açlıktan ölmek üzereler.. Grup tamamen aile akrabalardan oluşmaktadır ancak her iki grupta da bu maceraya katılmış genç atletik ama bağımsız insanlar vardır. Her iki grupta da açlık dayanılmaz olunca birbirlerini yemeye başlarlar ve her iki grupta da yaşlı kocakarı nineler, eli ayağı tutmayanlar dahi akraba oldukları için ayakta kalır ama gençlerin topluluğa üretim savunma çalışma katkıları olduğu halde her iki grupta da ‘atletik yapılı gençler’ öldürülür.. Nuray bu hemşerilik ilişkilerini sosyolojik hikayeleriyle çok iyi bilirsin, hatırlatmak istediğim başka..

 

Yine aynı yazar ilkel ön insan primatları inceler, birincisi, grup içinde yaşayan erkekler lider erkeklerle iyi geçinmek, erkek liderin sözünden çıkmamak zorunda, çünkü, o lider yüzünden o grupta bir çok kadına sahip oluyor, yani, erkek liderin konumunu sağlayan ve ona dua edip şükreden aşağıdaki erkekler.. Ama hikayenin en afilli tarafı şu, erkekler sahip oldukları dişileri gözlerinin önünden ayırmazlar, dişiler de bunu bildiği için gün boyu grup nereye hareket etse bir gözleri mutlaka erkek kocalarının üstünde…

 

Ve sonunda antropologlar inanılmaz bir ‘örnek olay’ yakalar, bir dişi, aşığıyla kayanın arkasında gizlice haşna fişna yapmak ister ama işi çok zordur, o kayanın arkasına gözünü erkeğinden ayırmadan santim santim saatler sonra ancak ulaşır.. Yetmedi, kayanın üstünden başını kaldırır ve yine erkeğinin üstünden gözlerini ayırmaz.. Erkeğine ‘ben buradayım, telaşa mahal yok’ demek isteyerek kendini erkeğinin gözü önünde olduğuna inandırır.. Ama aşığı çoktan gelmiş görünmeyen yerlerinden aşk başlamıştır…

 

Bu hikayeyi hatırlatarak, Nuray’ın isyan yazısında ‘yahu ne çabuk iktidara kapılandınız’ benzeri yerlere itirazım var, onlar, kayanın altında başka türlüydü, ama kafaları gözleriyle hep ‘lider erkek’lerini takip ediyordu..

 

Nuray’la Nihat Genç’in ortak özelliği, biz vücudumuzun bazı yerlerini saklayarak değil her şeyi herkesin gözü önünde ‘aleni’ ‘çıplak’ ve meydan okuyarak yaptık, saygıyla Nuray.. Nihat Genç Odatv.com


Facebook'ta Paylaş! Daha Fazla Kişi Görsün!

Facebook'ta Paylas!
Nihat GENÇ'i Twitter'da Takip Edin
Nihat GENÇ'i Facebook'ta Takip Edin